Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
www.mecitozu.com
 Mecitözü Paylaşım Sitesi Forum | SİTEMİZ HAKKINDA | www.mecitozu.com
Mesaj icon Konu: G E N E L K Ü L T Ü R Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Sayfa   2 Sonraki >>
Yazar Mesaj
nbayramci
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 15-Mayıs-2007
Konum: Aydın
Gönderilenler: 548

Alıntı nbayramci Cevaplabullet Konu: G E N E L K Ü L T Ü R
    Gönderim Zamanı: 08-Nisan-2008 Saat 14:14

 

1-   1903     ABD’Lİ Wilbur ve Orvill Wright kardeşler ilk motorlu uçağı icat etti.

2-   1905     Albert Einstein izafiyet teorisini açıkladı.

3-   1909     ABD’de ilk düzenli radyo yayını başladı.

4-   1912     Titanic yolcu gemisi battı.

5-    1914     Bir Sırp gencinin Avusturya Dükü (Prensi)  Ferdinand’ı suikast sonucu öldürmesiyle I.Dünya Savaşı başladı. Bilindiği gibi I.Dünya Savaşı 1914’de başlayıp 1918’de bitmiş ve 4 yıl sürmüştür.

6-   1917     Rusya’da Bolşevik devrimi yapıldı.

7-   1918     Rusya’da Bolşevikler Komünizm devrimi yaparak yönetimi ele geçirdiler.

8-   1928     Alexandır Fleming ilk antibiyotik olan penisilini buldu.

9-   1933     Adolf Hitler, yapılan seçimler sonucu iktidarı ele geçirdi. Nazi Almanya’sını kurdu. Faşizmle yönetim başladı.

IP
nbayramci
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 15-Mayıs-2007
Konum: Aydın
Gönderilenler: 548

Alıntı nbayramci Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 09-Nisan-2008 Saat 11:40

Romen  Rakamlarıyla  Hesaplama

 

    Zamanımızda, dünyanın büyük bir bölümünün ve bizim de kullandığımız rakam şekilleri, diğer ülkelerde 'Arap rakamları' diye bilinir. Aslında bu nitelendirme yanlıştır. Bu rakamların kökeni yani ilk ortaya çıktığı yer Hindistan'dır ve buradan önce Arabistan'a, daha sonra İslami kültür yayılımı ile birlikte Avrupa'ya geçmiştir.


    Avrupa'da Romen rakamlarından günümüz rakamlarına geçiş Ortaçağda olmuştur. O yıllarda Avrupa'da hesap işleriyle uğraşanlar Romen rakamlarını hemen terk etmediler. Daha ziyade toplama ve çıkarına işi yapan tüccarlara Romen rakamları daha pratik geliyordu. Örneğin 68'den 16'yı çıkarmak için 68 yani 'LXVIII' rakamından 16'yı ifade eden 'XVI' rakamlarını şilince geriye 'LII' yani 52 kalıyordu.


    Diğer bir örnek olarak 77 (LXXVII) sayısından 15'i (XV) çıkartalım. Yapılacak iş 77'nin içinden X ve V rakamlarını silmektir. Sonuç 'LXII yani 62'dir. 


    Bu arada Romen rakamları nelerdir bir görelim: I(1), II(2), III(3), IV(4), V(5), VI(6), VII(7), VIII(8), IX(9), X(10), XX(20), XXX(30), XL(4Ü), L(50), LX(60), LXX(70), LXXX(80), C(100), D(500), M(1000)


    Romen rakamları her bir sayının karşılığı olan harfler, büyükten küçüğe doğru ve soldan sağa yazılıp bunların hepsi toplanarak bulunur. MDCLXVI sayısı neymiş bulalım:


    (M=l .000)+(D=500)+(C= 100)+(L=50)+(X= 10)+( V=5 )+(I= l) = 1966


    Ancak günümüzde sistem tam böyle çalışmıyor, büyük rakamdan önce gelen daha küçük rakam büyükten çıkartılıyor. Örneğin 1X=(10-1)=9, bu şekilde 1999 sayısı olan MCMXCIX önce M+CM+XC+IX şeklinde yazılıp sonuç (1.000+900+90+9)= 1999 olarak bulunuyor.


    Bir başka uygulama da aynı harfi üç kereden fazla tekrar etmemek şeklinde. IIII yerine IV, XXXX yerine XL kullanılıyor. Ancak Romen rakamlarında M'den büyük harf olmadığından l000'den sonra örneğin 4 000 MMMM şeklinde yazılabiliyor. Daha büyük sayılarda ise sayının kaç kere 10'un katı olduğunu ifade etmek için parantez işaretleri kullanılıyor.


    Romen rakamlarında sayıdan önce 'bir' gelmesi sadece dört (IV) ve dokuzda (IX) vardır. Romen rakamlarında sıfır yoktur. Rakam gösterildiği işaret kadardır yani 'X' nerede olursa olsun '10' dur. Halbuki günümüz rakamlarında 'l' tek başına iken ' l'dir ama sağdan ikinci haneye geçince '10' değerini, üçüncüye geçince '100' değerini alır.


    Tüm bu nedenlerle günümüzün karmaşık işlemlerinde Romen rakamlarının kullanılmaları mümkün değildir. Sıfır sayısının katılmasıyla hiç rekabet güçleri kalmamıştır. Duvar saatlerinde dekoratif amaçlı kullanılmaları yanında pratik bir kullanım yerleri yoktur.

IP
nbayramci
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 15-Mayıs-2007
Konum: Aydın
Gönderilenler: 548

Alıntı nbayramci Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 09-Nisan-2008 Saat 11:44

Sayıların  Sonsuzluğu

 

    Günümüzde milyon, milyar derken trilyonları hatta katrilyonları ifade eder hale geldik. İleriki yıllara hazırlık amacıyla milyondan başlayarak sonra gelen sayılara bir bakalım. Sayı isminin yanında parantez içindeki rakamlar o sayıda kaç tane sıfır olduğunu gösterir:


milyon (6),

milyar (9),

trilyon (12),

katrilyon (15),

kuintrilyon (18),

sekstrilyon (21),

septrilyon (24),

oktrilyon (27),

nanilyon (30),

desilyon (33),

andesilyon (36),

dudesilyon (39),

tredesilyon (42),

kattırdesilyon (45),

kuindesilyon (48),

seksdesilyon (51),

septendesilyon (54),

oktadesilyon (57),

novemdesilyon (60),

vijintilyon (63).

 

 

IP
nbayramci
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 15-Mayıs-2007
Konum: Aydın
Gönderilenler: 548

Alıntı nbayramci Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 09-Nisan-2008 Saat 11:53

Neden Çok Yaşa Denir

 

    Hapşıran bir kişiye 'çok yaşa' demek adeti hemen hemen her kültürde vardır. Anlam olarak biraz değişik de olsalar sonuçta aynı kapıya çıkarlar. Hapşıranlara İngilizlerin 'God bless you', Almanların 'gesundheit', İtalyanların 'felicita' deme adetlerinin kökeni, hapşırmanın kişi için önemli bir tehlike olduğuna inanılan çok eski zamanlara gider.


    İnsanlar asırlar boyu yaşamın sebebinin ruh olduğuna, ruhun ise insanın başı içinde olduğuna, hapşırmanın bu hayati güce zarar verebileceğine inandılar. Hapşırmanın soğuk algınlığı ile ilişkili olması bu inanış; güçlendirdi. İnsanlar hapşırıklarını tutabilmek için her yolu denediler.


    Milattan önce dördüncü yüzyılda Aristo ve tıbbın babası sayılan Hipokrat'ın öğretileriyle insanlar, hapşırmanın başın yabancı maddelere karşı bir savunma refleksi olduğunu öğrendiler. Hapşırma bir hastalığın başlangıcı olduğundan hastalığın sonunun kötü bitmemesi için hapşırana 'uzun yaşa', 'sağlıklı yaşa' gibi sözlerin söylenmesi adeti bu zamanlarda başladı.


    Yaklaşık yüz yıl sonra Romalılar hapşırmanın iyi bir şey olduğuna, insanı hastalıktan koruduğuna, hapşırığı tutmanın hastalığın kuluçkaya yatmasına belki de ilerde ölüme sebep olabileceğine inandılar. Artık hapşıranlara 'tebrikler' veya 'iyi şanslar' deniliyordu.


    Hapşırana 'çok yaşa' denilmesinin kökeni birçok kültürde bu şekilde olmasına rağmen bir Hıristiyanlık deyimi olan 'God bless you' (Tanrı seni takdis etsin) cümlesinin kökeni ayrıdır. Altıncı yüzyılda İtalya'da bulaşıcı ve öldürücü veba hastalığının tüm şiddeti ile başlaması ve bu hastalığın belirtisinin kronik hapşırma olması nedeniyle, hapşıranlara 'God bless you' denilmesi Papa tarafından yasa olarak yayınlanmış ve mecbur kılınmıştır.


    Bu yasa ile ayrıca hapşıranın çevresinde 'God bless you' diyecek kimse yoksa, o kişinin kendi kendisine 'God help me' (Tanrı yardımcım olsun) demesi de tavsiye edilmiştir.


    Genelde 'çok yaşa' diyene 'sen de gör' yani 'sen de benim yaşamımı görecek kadar çok yaşa' denilmesi de adettendir. Hapşırana 'çok yaşa' deyince hapşırmanın kesileceğine inananlar da vardır.

 

IP
nbayramci
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 15-Mayıs-2007
Konum: Aydın
Gönderilenler: 548

Alıntı nbayramci Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 09-Nisan-2008 Saat 12:00

Cuma günü Verilen Sala

 

    Ezan Müslümanlıkta namaz vaktini bildirmek ve namaza çağırmak için minareden yüksek sesle ve makamla okunan, kalıplaşmış kutsal sözlerdir.


    Hicretten sonra Medine'de uzakta oturan Müslümanlara namaz vaktinin geldiğini bildirmek gerekiyordu. Boru veya çan çalınması, ateş yakılması, mescidin damına bayrak asılması başka dinlere ait özelliklerdi. Önceleri bu çağrı görevi Bilal-i Habeşi'ye verildi. O sadece yüksek sesle 'el-salat' (namaza) veya 'el-salatu cemian' (toplu olarak namaz) diye sesleniyordu. Namaz vakitleri bir süre böyle bildirildi.


    Bir gün Abdullah bin Zeyd gördüğü rüyada öğrendiği sözleri Hz. Muhammed'in isteği ve onayı ile Bilal-i Habeşi'ye öğretti. Böylece sözleri kesinleşen ezan o tarihten sonra İslam dininin en önemli simgelerinden biri haline geldi. Ezan önceleri yüksek binaların üzerinde okunuyordu, ilk minare hicretin 58. Yılında Muaviye zamanında Mısır Valisi Mesleme bin Muhalled tarafından Amr Ibnül-As camiinin yanına yapıldı.


    Müslüman ülkelerde ezanla doğup, ezanla yaşayanlar için ezan yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak cuma günleri, cuma namazından önce verilen salanın ne anlama geldiğini çoğu kişi bilmez. Bir cenaze olduğunda da verildiğinden bazıları salanın ölümle ilgili olduğunu sanır.


    'Sala', dua, namaz, ahret anlamlarına gelir. Genel anlamda Hz. Muhammed'e Allah'tan selam ve esenlik dileyen bestelenmiş dualardır. Salanın tarihi ezana göre oldukça yenidir. Müslümanlığın başlangıcında minarelerden sala vermek adeti yoktu. Cuma namazından önce sala verilmesi usulü ilk defa 1300 yılında Mısır hükümdarı Melik Nasır Kalavun'un emriyle uygulamaya sokulmuştur.


    Salavat, Hz. Muhammed'e ve onun soyundan gelenlere saygı ifade etmek için okunan dualardır. İnsanların tehlikeli bir durumla karşılaşınca 'salavat getirmesi' deyimi de buradan kaynaklanır. Sala vermek bir açıdan minareden salavat okuyarak namazı haber vermek olarak da kabul edilebilir.


    Sala eskiden çeşitli vesilelerle daha sık verilirmiş. Zamanımızda genellikle cuma namazları, bayram namazları, zaman zaman da sabah namazlarından önce verilmektedir. En bilineni cuma günleri namazdan bir saat veya 45 dakika önce verilen cuma salasıdır.


    Cenaze için kılınacak namazı haber vermek amacı ile de sala verilir. Eskiden cenaze salası sadece önemli, hatırlı, varlığı yaşadığı çevreye şeref ve itibar kazandırmış kişiler için verilirmiş. Günümüzde yakınlarının talebi halinde herkes için verilmektedir.

 

IP
nbayramci
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 15-Mayıs-2007
Konum: Aydın
Gönderilenler: 548

Alıntı nbayramci Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 09-Nisan-2008 Saat 12:08

Ayna  Kırılmasının  Uğursuzluğu

 

    Ayna kırılmasının uğursuzluk getireceğine olan inanış, en eski batıl inançlardan biridir. Kökeni ilk aynanın yapılışından yüzyıllar öncesine, hatta ilk çağ insanına kadar gider. Göllerde veya su birikintilerinde, kendi aksini gören ilkel insan şaşırmış, bunun kendisinin ruhu olduğunu sanmış, suyu bulandırıp görüntüsünün kaybolmasına neden olanları da düşman bilmiştir.


    İlk aynaların kullanılışı eski Mısır devirlerine rastlar. Bunlar pirinç, bronz, gümüş hatta altın gibi metallerden yapılmış ve çok iyi parlatılmış yüzeylerdi ve de tabii ki kırılmaları mümkün değildi. Bu devirde de bu parlak yüzeylerden yansıyan görüntünün o insanın ruhunun bir yansıması olduğuna inanılıyordu. Sonraları buna vampirlerin ruhları olmadığından bu parlak yüzeylerde görüntülerinin de yansımadığı inancı ilave edildi.


    Cam kapların yapılmaya başlanılmasından sonra da, içindeki sudan yansıyan görüntünün ruhun bir yansıması olduğu inancı devam etti ama camlar kırılabiliyordu ve o zaman da içinde bulunan ruhun bir parçası vücudu terk ediyordu.


    Birinci yüzyılda Romalılar bu uğursuzluğun süresini 7 yıla çıkardılar Romalılar hayatın her yedi senede bir kendini yenilediğine İnanıyorlardı. Camın kırılması sonucu ruh ve dolayısıyla insanın sağlığı tahrip olduğundan, vücudun kendini yenileyerek, sağlığına kavuşması için yedi yıl geçmesi gerekiyordu.


    Bu batıl inanç, 15. yüzyılda İtalya'da, Venedik şehrinde, arkası gümüş kaplı, çok kolay kırılabilir ve pahalı ilk aynaların yapılması ile birlikte iyice gelişti. İnanç biraz da ekonomik boyut kazanmıştı. Aynayı taşıyanlar, evlerde aynaları temizleyen hizmetkârlar, aynaları kırmaları halinde, yedi yıl boyunca, ölümden daha beter felaketlerle karşılaşabilecekleri hususunda uyarılıyorlardı.


    Bu inançla beraber geliştirilen bazı önlemler de oldu tabii. Örneğin: aynanın kırılan parçaları toplanır ve güneye doğru akan bir ırmakta yıkanırsa veya toprağa gömülürse kötü şans yok edilmiş olur. Ancak kırılan parçaları alıp evden çıkarken içlerine bakmamak gerekir. Yatak odalarındaki aynaların üzerleri kullanılmadığı zamanlarda örtülmelidir ki ruh içinde kalmasın. Ölen bir insanın evindeki aynaların da üzerleri örtülmelidir ki ruh gökyüzüne doğru olan yolculuğunda bir engelle karşılaşmasın.


    17. yüzyılın ortalarında İngiltere ve Fransa'da ucuz maliyetli aynalar üretilmeye başlanıldı ama batıl inanç o kadar yerleşmişti ki, günümüzün modern dünyasında bile hala devam ediyor.

 

IP
nbayramci
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 15-Mayıs-2007
Konum: Aydın
Gönderilenler: 548

Alıntı nbayramci Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 18-Eylül-2008 Saat 14:01

BERMUDA  ŞEYTAN  ÜÇGENİNİN SIRRI ÇÖZÜLDÜ

 

         Yıllarca insanlar tarafından merak edilen filmlere, romanlara konu olan Bermuda Şeytan Üçgeni'nin gizemi çözüldü. Atlas Okyanusu'ndaki bu bölgede özellikle son 60 yılda birçok gemi ve uçak kaybolmuş ve bunlardan geriye tek bir iz bile kalmamıştı. Kimsenin açıklama getiremediği bu esrarengiz fenomen içinde bilim adamlarının da bulunduğu pek çok insan tarafından "doğaüstü bir takım güçlerin yaptırımı" olarak algılandı ve öyle lanse edildi.

         Ancak uzun yıllardır devam eden araştırmalar birkaç yıl önce bir sonuç verdi  ve bu gizemli olayların aslında basit bir "Doğalgaz Cilvesi" olduğu açıklandı.

         Bu bölge Gulf Stream denilen sıcak su akıntısının da geçtiği yerdir. Tabanın bazen ısınması yüzünden bu "tebeşir gazlar" erir ve sudan hafif oldukları için yüzeye doğru yükselirler. O anda tabandan yüzeye kadar bir boşluk (vakum-girdap) oluşur ve okyanus adeta delinir.

         O sırada oradan geçen yüzer ne varsa derin bir kuyuya düşer gibi hızla okyanusun dibini boylar. Yıllarca insanlar tarafından merak edilen filmlere, romanlara konu olan Bermuda Şeytan Üçgeni'nin bütün gizemi doğalgazmış.

IP
nbayramci
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 15-Mayıs-2007
Konum: Aydın
Gönderilenler: 548

Alıntı nbayramci Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 19-Mart-2009 Saat 14:58

Dünyamızın hareketleri:

 

1-       Kendi çevresindeki dönüşü. Bir günde tamamlar. Bir gün 24 saattir. Kendi çevresindeki ortalama dönüş hızı  saatte  1650 kilometredir. Batıdan doğuya doğru döner. Atmosferi ile birlikte döndüğünden dönüş hızı hissedilmez.

 

2-       Güneşin çevresindeki dönüşü. 23 derece 27 dakikalık eğiklikle döner. Eğik dönmesi mevsimleri oluşturur. Dönüşünü bir yılda tamamlar. Bir yıl 365 gün 6 saattir (365 gün 5 saat 48 dakika 46 saniye). Bir yıl 12 aydır. Bir yılda 4 gündönümü vardır.

 

21 Mart

:

Gece ve gündüz uzunluğu birbirine eşittir.

21 Haziran

:

Yılın en uzun gündüzü, en kısa gecesidir.

23 Eylül

:

Gece ve gündüz uzunluğu birbirine eşittir.

21 Aralık

 

Yılın en uzun gecesi, en kısa gündüzüdür.

 

3-       Güneş sistemiyle birlikte Samanyolu içerisindeki dönüşü. Bir tam dönüşünü 225 milyon yılda tamamlar. Buna Kozmik Yıl denir. Bu dönüş sırasındaki hızı saatte 69 bin kilometredir. Samanyolu yıldız sistemiyle komşu yıldız sistemleri, evren dediğimiz bütünlük içinde, saatte 2.1 milyon kilometre hızla yol alıyorlar

 

            Saatte 100 kilometre hıza ceza yazan trafik polisleri iyi ki evrende değiller.

 

Kur’ân-ı  Kerim’de dünya ve evrenle ilgili açıklamalar var. Başka bir Galakside ki Şi’râ (ABD, Sirius yıldızı diyor.) yıldızının adı da geçiyor. Bu yıldız Dünyamıza 8,6 ışık yılı uzaklıktadır.

Güneş sistemi bir galaksidir.

Güneş Sistemi: Güneş'ten ve onun çekim etkisi altında kalan sekiz gezegen ve onların bilinen 166 uydusundan, beş cüce gezegenden (Ceres, Plüton, Eris, Haumeak, Makemake ile onların bilinen altı uydusu), ve milyarlarca küçük gökcisminden oluşur.

Güneş Sistemi Gezegenleri: Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, ve Neptün'dür. (Güneşe olan uzaklıklarına göre sıralanmıştır.)

24 Ağustos 2006'da Uluslararası Astronomi Birliği (IAU), Plüton'u dışarıda bırakarak "gezegen" teriminin tanımlamasını değiştirdi. Plüton ile birlikte, Eris, Ceres, Haumea ve Makemake yeni 'cüce gezegen' sınıflaması içerisinde tanımlandı.

 

 Kur’ân-ı Kerim’de Şi’râ Yıldızı : Şüphesiz, Şi'râ yıldızının Rabbi de O'dur.“  (Necm Sûresi 49. Ayet)  Necm: Anlamı “Yıldız” demektir.

IP
nbayramci
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 15-Mayıs-2007
Konum: Aydın
Gönderilenler: 548

Alıntı nbayramci Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 10-Mayıs-2009 Saat 11:47

       ABD – IRAK - İLGİNÇLİK

 

       Amerikalılar, bugün Irak savaşı sırasında Bağdat müzelerinde yaptıkları gibi, telaşla 23.000 tableti hemen Philadelphia Üniversitesi müzesine taşıdılar.

       Amerikalıların; Bağdat ‘ın 50 km doğusundaki Diyale Vadisi ‘ndeki, Esunna (bugünkü Telasmar) Tutub bugün Haface) Neribtum (bugünkü İsali)deki yarım kalan kazılarında, buldukları gözlüklü, maskeli astronot kılıklı tanrı heykelleri gibi, bu tapınaklarda çıkarılmayı bekleyen pek çok belgeler ve daha eski tarihler yine bu toprakların altında yatıyordu.

       Bağdat‘ı işgal etmek için Saddam, Petrol, Kuveyt, Kürtler pek çok sebep ileri sürülmüştü ama, kimse Bağdat müzesini talan ediyor gözükenlerin CIA görevlileri olduğunu düşünmüyordu! Kimse ABD ‘nin göksel ziyaretler veya araştırmalar için en uygun ve bilinen yerin geçmişte olduğu gibi buralar olduğunu anlamıyordu.

       Gök cisimleri ve fenomenleri, yıldız listeleri, gezegen hareketlerinin hesaplanması, Asurbanipal ‘ın Ninova ‘daki kütüphanesinden çıkan 25.000 adet Sümer tabletinde anlatılıyordu.

       Profesör Samuel Nauh Kramer ‘in ünlü eseri “Tarih Sümer ‘de Başlar”ı dilimize kazandıran büyük sümerolog      Muazzez İlmiye Çığ

 

 

IP
nbayramci
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 15-Mayıs-2007
Konum: Aydın
Gönderilenler: 548

Alıntı nbayramci Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 10-Mayıs-2009 Saat 12:11

ÜÇ KUTSAL KİTAP  (Genel Bilgi)

      Hz.İsa’dan önce Mezopotamya’da  Sami dil ailesinde tek tanrıya “EL” deniliyordu.  Daha sonraları Sami dil ailesinden 3 dil türemiştir.

1)İbranice…………………Tevrat’ın dili

2)Aramice…………………İncil’in dili

3)Arapça…………………..Kur-ân’ı  Kerimin dili

İbranice         tek tanrı         :ELOAH tır

Aramice         tektanrı          :ELİUM dur.

Arapça           tek tanrı         :EL-İLAH tır. Zamanla ALLAH olmuştur.

      İLAH çok sevildiği yada çok korkulduğu için kendisine kulluk edilen şey anlamındadır. Öyleyse Allah çok sevildiği yada çok korkulduğu için kendisine kulluk edilen tek ilahtır.

Zebur önceleri İbranca idi ve İbrânî  Ârâmî alfabesiyle yazılmıştı.

 

4 BÜYÜK KiTAP



1- Musa (a.s.)'a : Tevrat


2- Davut (a.s.)'a : Zebur


3- Isa (a.s.)'a : Incil


4- Hz.Muhammed (s.a.v.)'e : Kur-ân’ı  Kerim  gönderilmiştir.

 


     TEVRAT: Tevrat kelimesi sözlükte, “Kanun, Şeriat“ anlamlarına gelir, İsrailoğullarından Hz. Musa’ya indirilmiştir. Hz. Musa(a.s.)'dan sonra Tevrat’ın aslı kaybolmuştur. İsrailoğullarının din bilginleri tarafından yazılan farklı Tevrat nüshaları ortaya çıkmıştır. Böylece Tevrat, ilahi kitap olma özelliğini kaybetmiştir. Tevrat´a “Ahd-i Atik“(Eski Ahid) de denir.




     
ZEBUR: Zebur kelimesi sözlükte “Yazılı şey, kitap“ anlamlarına gelir. Hz. Davud(a.s.)'a gönderilen ilahi kitaptır. İçinde 150 sûre vardır, bu kitapta daha çok öğütler, dualar, ilahiler yer almaktadır. Bugün elde hiç bir nüshası yoktur, ancak “Mezmürlar“ adıyla Tevrat’ın içinde yer aldığı söylenmektedir.



   
 İNCİL: İncil kelimesi sözlükte “Müjde, öğretmek“ anlamlarına gelir. Hz. İsa(a.s.) aracılığıyla İsrailoğullarına gönderilmiştir. İncil’in aslı kısa zaman içerisinde kaybolmuştur, bugün elde mevcut olan İncil, insanlar tarafından yazılmıştır. Bu İncil 4 kitap ve bazı mektuplardan meydana gelmiştir.

 

1-Yuhanna
2- Markos

3- Luka

4- Matta


bu kitaplarda Hz.İsa(a.s)'in ilah olduğu yazılmaktadır. Peygamberimizden hiç bahsedilmiyor. İncil´e “Ahdi Cedid“(Yeni Ahid) de denir. Hz. İsa bir İlah değildir, Allah’ın oğlu da değildir. Bir peygamberdir.



      KUR-ÂN’I KERiM: Kur-ân kelimesi sözlükte “Toplamak, okumak“ manalarına gelir. Yüce ALLAH tarafından Cebrail(a.s.) aracılığıyla 610 yılında Hira Dağı’ndaki mağarada 40 yaşında olan peygamberimize inmiştir. İndirildiği andan itibaren yazılarak ve ezberlenerek bize kadar ulaşmıştır. Bu sebeple indiği gibi bize ulaşmıştır. Kıyamete kadar da tek harfi bile değişmeden aslını muhafaza edecektir, Çünkü ALLAH´ü teala onu koruyacağını şu ayetle haber vermektedir: “Kur´anı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.“(Hicr süresi-9.ayet) Kuran 23 senede yavaş yavaş inmiştir, ayetlerin bazısı Mekke’de bazısı Medine’de inmiştir. 87’si Mekke 27’si Medine’ de inmiştir. 114 sûre, 6666 âyettir, En faziletli sûre FATİHA sûresidir. En faziletli âyet Ayetel Kürsi'dir. En uzun sûre Bakara sûresidir ( 50 sayfa). En kısa sûre Kevser sûresidir. Kuran 30 Cüzdür, 600 Sahifedir.

 

IP
Sayfa   2 Sonraki >>
Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.05a
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide